Ağrı'da görme engelliler için açılan "Braille Alfabesi ile Kur'an" kursuna katılan kursiyerler, haftanın 5 günü aldıkları eğitimle 1,5 yılda Kur'an-ı Kerim okumayı öğrendi.

Ağrı İl Müftülüğü tarafından Altı Nokta Körler Derneği Ağrı Şubesinin talebi üzerine Braille Alfabesi ile Kur'an kursu düzenlendi.

Dernek binasında verilen kursa katılan görme engelliler, yağmur çamur demeden haftanın 5 günü geldikleri kursta Kur'an-ı Kerim okumayı öğrendi.

Azim ve kararlılıklarıyla birçok insana örnek olan kursiyerler, sağladıkları manevi tatminin yanında İŞKUR'un desteğiyle halk eğitim merkezinde açılacak kursta eğitmen olarak çalışarak para kazanacaklar.

Kursiyerlere eğitim veren Davut Eldem, AA muhabirine, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Manisa'da açılan Braille Alfabesi ile Kur'an kursunda eğitim aldığını, Altı Nokta Körler Derneğinden gelen talep üzerine de kentte kurs açtıklarını anlattı. Eldem, "Ağrı'daki görme engelli kardeşlerimiz gerçekten bunu öğrenmek istediklerini söylediler. Hatta bu işi öğrenmek için başka illere dahi gitmeyi düşündüklerini söylediler. Biz de 'siz gitmeyin biz size gelelim' dedik. Diyanet İşleri Başkanlığından elifbaları isteyerek kurs açtık." dedi.

Çocuklarda yabancı dil eğitimi günümüzün en önemli konularından biri. Eskiden lisede başlayan yabancı dil eğitimi artık ana okullarında başlıyor. Ne zaman başlamalı, aynı anda kaç dil öğretilmeli ve nelere dikkat edilmeli?

Nerden başlamak gerek?
Çocuklarda yabancı dil eğitimine doğumdan itibaren başlanabilir. Burada önemli olan koşullardır. Eğer ebeveynlerden biri yabancı dil biliyorsa veya ikisi farklı diller kullanıyorsa çocuk zaten doğuştan itibaren bu sürece dahil olacaktır.

Eğer aile dışarıdan destek almak istiyorsa 2 - 2,5 yaşından itibaren çocuk yabancı dil eğitimine başlayabilir. Konuşmaya başlamış ve herhangi bir sağlık problemi olmayan 2, 3 yaşında bir çocuk her söyleneni tekrarlayabiliyorsa, hiç bilmediği bir dilde bile söyleneni tekrar edebiliyorsa o çocuğun yabancı dil öğrenmeye yatkın olduğu söylenebilir. Müzik kulağı denilen şey çocuklarda dil eğitiminde de geçerlidir.

Çocuklara yabancı dil; anadilini öğrenir gibi doğal ortamında, hayatın içinden canlı örneklerle en doğal ortamda öğretilmelidir. Zorlamadan, oyunlarla, şarkılarla, hiçbir şeye mecbur bırakmadan öğretmek gerekir.

1 insan 1 dil kuralı
Bir çocuk aynı anda birden fazla dil öğrenebilir. Örneğin; İngiliz bir Anne ile Alman bir babanın çocuğu Türkiye'de yaşıyorsa, evde İngilizce ve Almanca konuşulurken sosyal ortamlarda da Türkçe konuşuluyor olabilir. Burada önemli olan 1 insan 1 dil kuralıdır. Anne anadilini, baba anadilini konuşmaya devam ettiği sürece çocuk her iki dili de edinecektir. Girdiği sosyal çevrede üçüncü bir dile de vakıf olabilir.

Birden fazla dile maruz kalmanın çocuğa hem olumlu hem de olumsuz etkileri olabilir. Eğer doğal ortamda çocuk birden fazla dile maruz kalıyorsa bu durumda herhangi bir sıkıntı olmaz. Ancak sanal bir ortam varsa ve çocuk zorlanıyorsa, istemediği halde dil öğretiliyor ise dezavantaj oluşabilir. Ebeveynlerin ikisi de Türk ve sonradan yabancı dil öğrendikleri halde çocukla doğduğu andan itibaren birisi yabancı dil konuşuyorsa bu durum büyük bir duygusal boşluğa yol açabilir. Çocuk ebeveyninin sesindeki sıcak, samimi ve duygusal mesajları alamayacaktır.

İletişim anadil üzerinden kurulmalı
Ebeveynler yabancı dil biliyorsa ve günde 1 saat çocuğuyla yabancı dil konuşuyorsa, mesela İngilizce oyunlar oynuyor, şarkı söylüyor veya kitap okuyorlarsa çocuk için hiç bir sakıncası yoktur. Çocukla anadil ile iletişim kuruluyor ve tüm duygular anadil üzerinden aktarılıyorsa çocukta duygusal bir boşluk oluşmaz. Aktivitelerle renklendirerek çocuğa yabancı dil öğretmenin hiç bir sakıncası olmaz. 2 - 3 yaş gibi erken yaşlarda yabancı dille tanışmanın ilerleyen yaşlarda yabancı dil öğrenme ve konuşma açısından çocuğa çok faydası olacaktir.

Batman'ın Gercüş ilçesinde 10 yıl önce kapatıldıktan sonra yıkılan cezaevinin yerine MEB tarafından 16 derslikli imam hatip lisesi inşa ediliyor. Batman'ın Gercüş ilçesinde kapatılan cezaevinin yerine okul yapılıyor. Hükümlü ve tutukluların 10 yıl önce Midyat M Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmesinin ardından kapatılan Gercüş Cezaevinin binası yıkıldı. Cezaevinin yerine Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) 5 bin metrekarelik alanda, yaklaşık 6 milyon lira bütçeyle inşasına başlanan imam hatip lisesi, 2017'de hizmete açılacak.

Öğrenci sayısı 7 bin 200 olan ilçede yapımına başlanan 16 derslikli okul, taşımalı eğitim kapsamında köylerdeki öğrencilere de eğitim hizmeti sunacak. Okulda 560 öğrencinin eğitim görmesi planlanıyor. İlçe Milli Eğitim Müdürü Serkan Soyvural yaptığı açıklamada, binanın ilçede 50 yıl cezaevi olarak kullanıldığını söyledi.

Yıkılan cezaevinin yerine okul yapılmasından duydukları memnuniyeti dile getiren Soyvural, ilçedeki ihtiyaç üzerine Milli Eğitim Bakanlığının yatırım programına alınan okulun inşaatına kısa süre önce başladıklarını belirtti. Okulun 2017'nin başında açılması için çalışmaların hızla sürdüğünü ifade eden Soyvural, "Cezaevinin yerine bir eğitimyuvasının kurulması bizi mutlu ediyor. Bir eğitimci gözüyle bu eğitim yuvası bizi ayrıca mutlu etmektedir." dedi.

Okulun ilçe için önemine değinen Soyvural, "Burası aynı zamanda taşımalı eğitimin de yapıldığı bir merkez olacak. Burada altın nesiller yetişecek." ifadelerini kullandı.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yavuz Ünal, yaptığı açıklamada, öğrencilerin lise sona dek ailelerinin yanında kaldığını, üniversite döneminde ise bu durumun değişebildiğini belirtti. Öğrencilerin üniversite öğrenimi için farklı kentlere gidebildiğine değinen Ünal, bu durumun barınma ihtiyacını beraberinde getirdiğini ifade etti. Ünal, ekonomik durumu iyi olmayan mağdur bir kesim olduğuna işaret ederek, "Özellikle bu katmandan gelen genç neslin elinin tutulması gerekiyor. Çünkü bunu çok yakın bir tarihte, 15 Temmuz sürecinde yaşadık. Burada bırakılan boşluğun başkaları tarafından ciddi anlamda kullanıldığını gördük. Muhtaç insanların bir süre sonra beyinlerinin yıkandığını ve bunların da asker ya da piyon haline getirildiğine şahit olduk.

İşte bu süreçte Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı olarak yola çıktık. Türkiye Diyanet Vakfı’nın bu konuda asla ticaret yapmadığına dikkati çeken Ünal, şöyle devam etti: “Vakfımız, resmi olarak işletilen yurtların dışında öğrencileri barındığı evlerin parasını kendisi ödüyor. Faturaların ödenmesi gibi çok cüzi bir katılımla öğrenciler bu evlerde kalır. Bunun dışında hiçbir şekilde para talep edilmez. Vakıf tamamen kendi bütçesinden bu ihtiyacı karşılar.

Bu, topluma karşı Diyanet’in vakıf olması hasebiyle bir yükümlülük olarak kabul ettiği ve bu yükümlülüğü yerine getirmek üzere de planladığı bir etkinlik olarak görülüyor." "Evlerin sayısı artırılmaya çalışılıyor" Ünal, öğrenci evlerinin sayısının artırılmaya çalışıldığını vurgulayarak, "Aynı zamanda öğrencilerin sadece karınlarının doyurulması ya da barınmalarının sağlanması değil, bunun dışındaki ihtiyaçlarının da kültürel anlamda desteklendiği bir alan oluşturulmaya gayret ediliyor.Türkiye'nin farklı yerlerinde bu şekilde bir yapılanmaya gidiliyor. İnşallah bu da güzel sonuçlar verecek." diye konuştu.

İl Müftüsü Mustafa Kolukısaoğlu ise Diyanet Vakfına ait Ordu'daki öğrenci evleri sayısının 21'e çıkarıldığını belirterek, bu evlerden 102 öğrencinin yararlandığını söyledi. Bu öğrencilerden kira alınmadığına işaret eden Kolukısaoğlu, "Evdeki bütün malzemeler vakıf tarafından karşılanıyor. Öğrencilerimiz sadece su ve elektrik faturalarını ödüyor. İhtiyaca göre öğrenci evlerinin sayısı artırılacak. Bu yönde çok ciddi talep var. Biz de bu talebi karşılamak için ev sayısını artırmayı planlıyoruz. Hiçbir öğrencimizi mağdur etmek istemiyoruz." ifadesini kullandı.

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından açılan öğrenci evlerinden yaralanacak öğrencilerde bazı şartlar aradıklarını ifade eden Kolukısaoğlu, şunları kaydetti: "Bilinmesini isteriz ki öğrenci evleri Kredi ve Yurtlar Kurumunun hiçbir şekilde alternatifi değildir. Bilakis Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarının yetersiz kaldığı yerlerde tamamlayıcı olarak hizmet vermektedir. Zaten öğrencilerden de Kredi ve Yurtlar Kurumuna müracaat etmiş ve kendisine yurt çıkmamış olması şartı aramaktayız. Kolukısaoğlu, Ordu Üniversitesine bağlı fakülte ya da yüksek okul bulunan ilçelerde de öğrencilerden talep gelmesi durumunda öğrenci evlerinin hizmet vermeye başlayacağını sözlerine ekledi.

ÖĞRENCİLER MEMNUN
Ordu Üniversitesi (ODÜ) İlahiyat Fakültesi öğrencilerinden Feyzanur Şenyurt, öğrenci evinde kaldığını, verilen hizmetlerden memnun olduğunu anlatarak, bu hizmeti sunanlara teşekkür etti. Eğitim Fakültesi öğrencilerinden Firdevs Güleç ise Kredi ve Yurtlar Kurumuna başvuru yaptığını ancak kendisine yurt çıkmadığını dile getirerek, "Ordu'da böyle bir hizmetin olduğunu duyar duymaz İl Müftülüğüne müracaat ettik. Bizi kabul ettiler. Her şey için çok memnunuz. Yetkililere teşekkür ederiz. Hepsinden Allah razı olsun." dedi.

Diğer Makaleler...

En son haberleri e-posta ile almak için lütfen e-postanızı yazın.